|
|
 |
Okunma |
|
1442 |
Facebookta Paylaş HTML clipboardHastanenin bir koğuşunda üç
kötürüm bulunuyordu. Bunlardan koğuşa ilk gelen pencerenin önüne, ikincisi
ortaya, üçüncüsü ise kapı kenarına yatırılmıştı. Ortadaki hasta iyimser bir adam
olduğu için neşeli konuşmalarıyla ötekileri de eğlendiriyor ve kederlerini
azaltmaya çalışıyordu. Soğuk bir kış gecesi, pencerenin yanındaki hasta öldü.
Onu kaldırdıktan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakini de
ortaya yatırarak, boşalan yere yeni bir hasta getirdiler. Pencere önüne alınan
iyimser adam, dışarıda gördüklerini arkadaşlarına anlatmaya başladı.
Yol kenarındaki parkı, dev çınar ağaçlarını, cıvıldaşan kuşları, işlerine koşan
insanları, neşeli çocukları ve karşı dağlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun
anlatarak, çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu. Adam, kısa bir süre
sonra, gelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar, artık sabah işe
gidenlerin, seyyar satıcıların ve akşam vakti yorun argın eve dönenlerin
öykülerini dinleye dinleye, onları gözleri önünde canlandırabiliyorlardı.
Kısa süre sonra hastanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve bi r türlü
geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri tatlı öyküler doldurmuştu. Bir gün, ortadaki
hastanın aklına bir fikir geldi. Eğer pencerenin önündeki hastaya birşey olursa
oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense, dışarıdaki renkli ve
canlı yaşa m ı kendi gözleriyle görecekti. Bu düşünce, günlerce kafasında yer
etti. Yattığı yerden hep bunu düşünüyor ve çareler araştırıyordu. Sonunda onu da
buldu. Pencerenin önündeki hastaya bazen kalp krizleri geliyordu. Adam bu
durumda komodinin üzerindeki ilacına güçlükle uzanıyor ve odada hastabakıcı
olmadığından ilacı kendisi alıyordu.
Bir gece, pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiğinde,
ortadaki hasta büyük bir gayretle doğrularak, onun ilacını
deviriverdi. Şişe yere düşmüş ve paramparça olmuştu. Ertesi sabah, pencerenin
önündeki hastayı ölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı
cam kenarına geçirdiler. Adam, göreceği manzaranın heyecanıyla dışarıya
baktığında, beyninden vurulmuşa döndü. Pencerenin birkaç metre ötesinde,
simsiyah bir duvardan başka hiçbir şey yoktu.
|