|
|
 |
Okunma |
|
450 |
Facebookta Paylaş HTML clipboard
BİR GÜN MUTLAKA SANA
DÖNERİM...
Belki de sen
yanıldın...
Belki de sadece iyi kalpli bir yeteneksizdim ben...
Ebedi bir hayal kaçkını...
Varlığımı herkesin bilmesini isterken, aynı anda kendimi ele vermemek için
hayattan kaçıyordum. Daha önce kimselerin denemediği şeyleri yapmak, benzersiz
biri olmayı islerken, dokunduğum her şey gerçekliğini yitiriyor, çevrem hızla
ıssızlaşıyordu...
Benzersiz biri olmak islerken, varlığımın unutuluşunu seyretmek, tuhaf,
karşılıksız bir acı veriyordu bana... Beni bir gün unutacağından korkuyor, bunun
bedelini de kendimi saklayarak ödetiyordum sana. İyi kalplilikle saklayarak...
Bilirsin, dünyanın en kolay, ama en riskli rolüdür iyi kalpliliği oynamak...
Sevgini yitirmemek için yaptığım tek şey aynada kendimi telaşla seyretmek ve iyi
kalpliyi oynamaktı...
Sevgine, çok kıymetli bir hatıra gibi, sadece içinde kendimi seyrettiğim durgun
bir göl gibi sahip olmuştum...
Durmaksızın fotoğrafını çekiyordum. Arkanda hayat can çekişiyordu...
Bakışlarından kurutulmuş kelebek koleksiyonu yapıyordum. En büyük arzum, seni
hayatın içinde yaşayabilmekti. Ama en büyük korkum da buydu.
Sanki seninle hayatın içinde yaşarsam, ruhum dağılacak, her bir yanım
birbirinden çok uzak yerlere savrulacaktı... Aşk bana, cesaretiyle gelmemişti
işte...
Oysa sen, ölümünle bile barışmıştın çoktan... istediğin an, tanıdık tanımadık,
herkesin insafına terk edebiliyordun kendini... En çok arzuladığım şeye sen
kavuşmuştun. Kaybedecek hiçbir şeyin yoktu artık. Sen istemezsen, kimse sana bir
şey yapamazdı.
Bazen bırakırdın, korumazdın kendini. Gözlerinden kan gibi sızan bir tebessümle,
yanağına inen tokatı atan insanın gözlerine bakardın. Maruz bırakırdın kendini o
bencil şiddete... O tokat, gündüz düşleri gören bir şairin avuçlarında zarfsız
kuşlar olana dek, maruz bırakırdın kendini...
Bense, yıllar sonra bulmuştum sevgiyi. Öylesine açtım ki sevilmeye, öylesine
açtım ki kendime, sonsuzluğu unutmuştum... Aynada hep kendime bakıyor ve sevgini
yitirmekten delice korkuyordum...
Sevgini yaşayamıyor, sevgini derinden hissedemiyor, bütün telaşımla sevgine
layık olmaya çalışıyordum... Sevgine layık olmak için de durup dinlenmeden
kitaplar yazmayı tasarlıyordum. Sevgine layık olmak için, önemli, tanınan biri
olmalı, oyunlar sahnelemeli, şarkılar bestelemeliydim. Halta dünyanın en
romanesk devrimini gerçekleştirmeliydim bu ülkede... Ben, sevgine tamamen sahip
olabilmek için ön odada dünyanın en romanesk devrimini yapmayı, insanların duygu
ve düşünce dünyalarını alt üst edecek kitaplar yazmayı düşlerken; sen, arka
odada tek başına güvercinlerle, kedilerle, bahçede yakılan ateşlerin
duvarlardaki yansımalarıyla konuşurdun.
Sanki zaman senin için çok farklıydı... Geçmişini kaybetmediğin için bir
bakışta, o bakışta saklı olan bütün bir hayatı okuyabiliyordun sanki... İnsanlar
sana emanet ettikleri geçmiş zamanlarını bir daha sormadıkları zaman yaşadığın
keder, ona en çok ihtiyaç duyanlara şefkat olarak geri dönerdi... Sen birine
sarıldığında, zaman dururdu...
Bense tarihe iz bırakmak, unutulmamak, hep hatırlanmak için bakardım insanların
bakışlarına ve o bakışlarda yine kendimi görürdüm... Dünya, benim gergin,
telaşlı, hep geç kalmışlığımı yüzüme vuran aynamdı.. Yaşarken kendimi ona kurban
etmemi isterdi benden. O aynada, erdemimle bayağılıklarım arasındaki derin
uçurumu görürdüm hep...
Ne yapacağımı hep baştan bilirdim. Ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı, ne
hissedeceğimi... Hiç şaşırtamazdım kendimi. Kendime rakiptim ama hep yenerdim
kendimi. Kendimi hep hayal kırıklığına uğratırdım...
İnsanların duygu ve düşünce dünyalarını sarsacak bir kitap yazmaya çabalarken
merak etliğim en önemli şey, senin dünyaya, hayata, insanlara nasıl
baktığındı... Beni nasıl gördüğün, nasıl sevdiğindi... Nasıl insanların insafına
kendini bu kadar korkusuzca terk ettiğindi...
Kuşlarla, kedilerle, yapraklarla, çocuklarla konuşurken neler hissettiğindi...
Kimi kez seni bütün benliğinle hissedebilmek için bugüne dek kazandığım bütün
gücümü, imkânlarımı, ilişkilerimi bir anda silmek, hayata sıfırdan ve yeniden
başlamak istiyordum.
Kaybedecek hiçbir şeyim yokken, nasıl biri olacağımı merak ediyordum.
Kendimi her şeye maruz bırakmayı, yanağıma inen tokata gözlerinden kan gibi
sızan bir tebessümle bakmayı ve o tokattan zarfsız kuşlar yapmayı çok
istiyordum... Oysa kendimi bu kadar çok önemsersem, bu denli çok ciddiye
alırsam, seni ve kendimi hiçbir zaman gerçek anlamda göremeyeceğimi artık
anlamam gerekiyor...
Anlamam gerekiyor, çünkü bu sıcak yaz günlerinde içim üşüyor.
Çünkü çoktan anlamam gerekiyor, kendime hesap vermemek için tarihe iz bırakmak
istediğimi...
Hep arzuladığım halde bana verilen sevgiden korkup kaçtığım için, hiç
unutulmamak adına, kitaplar, oyunlar, şarkılar yazmak için çırpınıp durduğumu...
Kendime olan sorumluluktan kaçlığım için, bu ülkede dünyanın en romanesk
devrimini gerçekleştirme düşleriyle uğraştığımı anlamam gerekiyordu.
|