|
|
 |
Okunma |
|
717 |
Facebookta Paylaş HTML clipboardGitmek ikiye ayrılır:
Gidersin, gittiğin yeri değiştirirsin; arkanda bıraktığın yeri değiştirdiğin
gibi. Gidişin bir milat olur, ayrıldıklarına da, kavuştuklarına da. Gitmek, bir
coğrafya değişikliği değildir senin için. Senin için ve kimse için.
Ve gidersin, gitmen ikametgâh kaydını tutan mahalle muhtarı dışında kimseyi
ilgilendirmez. Arkandan sallanan birkaç el, sen sanki hiç olmamışsın gibi
yaşamaya devam eder. Arkandan dökülen su buharlaşmadan, buhar oluverirsin
hatıralarda. Vardığın şehir, geldiğini fark etmez; ardında bıraktığın şehir
gittiğini fark etmediği gibi.
Gitmek ikiye ayrılır:
Ayaklarınla gidersin ya da bir motorlu taşıtın cam kenarında, bir uçağın ekonomi
klâsında, bir geminin denizi en iyi gören mevkisinde. Bir bitki örtüsünden bir
başkasına, bir iklimden başka bir iklime, bir rakımdan başka bir rakıma. Kimi
zaman yorucu, kimi zaman sıkıcı, kimi zaman eğlenceli. Bazen bir şarkı
mesafesinde, bazen rekortmen bir bestecinin tüm eserlerini ezberleyecek kadar
uzun… Gidersin, fakat sen hep aynı sensindir. Ne bitki örtüsündeki, ne
iklimdeki, ne halkın geçim kaynağındaki, ne de rakımdaki değişiklik değiştirir
seni. Dünyayla birlikte güneşin etrafındaki seyahatin değiştirmemiştir ki, bu
kısacık yolculuk değiştirecektir.
Ve gidersin, hep aynı yerde kaldığın halde. Gidersin, ikametgâhın değişmediği
halde. Gidersin, uzun, upuzun bir iç yolculuğa. Etrafındaki kimse fark etmese
de, devlet kayda geçmese de, gazeteler yazmasa da, televizyonlar göstermese de,
her şey farklıdır artık senin için. Güneş farklıdır, insanlar farklıdır,
yuvasına buğday tanesi taşıyan karınca, kapının önünde miyavlayan kedi, komşunun
çocuğunu korkutan köpek, alınan her bir nefes, atılan her bir adım. Sorsalar,
hep buradaydı derler senin için; ama çelişmektedir söylentilerle senin iç'in.
|