Aldım yüreğimin en mahrem yanlarını,
Sana
geldim...
Kapına
geldim...
Sen
gönlümdeki aşk dergahının hatibi, tekmil hitaplarla
dillendirilemeyecek
"mecnunluğumla" ;
Sana
geldim...
Kapındayım...
Gâlu
belâ' dan bugüne içime düşen, üç çizgiyle başlayan
adının yanına
adımı yazdım
Sen' li nakaratların sonunda intihar sınırlarından
dönmekten yoruldum.
Bende alçakça ölmektense teslimiyete bedel verdiğim
gururumla Sende ölmeye geldim...
Sende
öldürdüğüm benliğimle,
ikliminde ölümsüzlüğü yaşamaya
geldim...
Adını
yani adımı yaratanla kalbim arasındaki sırdandır
gözlerimden gitmeyen
bulutlar.
Yüreğinle atan yüreğimi avuçlarına bırakıp,
Sende sırolmaya geldim...
Kimsin, deme nolur. Kapındaki "senden" başkası değil...
Senim...
Sana
geldim...
Gönül
sarayımın anahtarları elimde.
Ben gördüm,
dillendirdim,
yazıcılar kayd
etti; gönül senin,
saray senin,
anahtarlar senin...
Senin
olanı sana sunmaya geldim...
Sensiz
bana sığdıramadığım senin olanları...
Sana
ait olanlar her dem seni istiyor.
Sana
ait olanlar bendeyken bu kent bir mayın tarlasını andırıyor,
adım atmaktan
korkuyorum.
Ölümden korkusuzluğu bir çok yürekte bayraklaşan ben,
sana ait
olanları sana vermeden ölmekten korkuyorum...
Açmıyorsun, biliyorum açmıyacaksın...
Bugün
anlamayacaksın söylediklerimi; bu zamanda olamaz diye;
gülüp
geçeceksin.
Sadece
zaman şahit olacak söylediklerime.
Sen arkadaş muhabbetlerinde yüreğine başka başka
duygular nakş
ederken yüreğime çizgi çizgi adını nakş edişimi bir
zaman
bilecek...
Yokluğunu anlattığım kanlı satırlara rastladığında
yazılanları anlamayacaksın...
Belki
yıllar sonra bir sabah içinde bir sancıyla uyanacaksın.
İçinde bana ait
olanlarla bana gelmek isteyeceksin.
Bilenlere soracaksın; bir hayalin
peşine düşüp,
kaybolup gittiğimi duymak üzecek seni ve çok
uzaklardada
dahi beni de...
Oysa
ben sana gelmiştim,
diz çöküp
"AŞK"
kitabını senden okumak
istemiştim...
Ben
sana gelmiştim...
Anlayabilseydin...