|
Bir Aşk HikaYesi - HınCaL uLuÇ |
|
|
 |
Okunma |
|
538 |
Facebookta Paylaş Bir Aşk Hikayesi Üniversiteli
delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı
maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında,
sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa
görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az
sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel
kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze
geldiler.. Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim
bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını
istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince,
delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar
eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir
defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü,
sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o
dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara
Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez
daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,
çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında,
yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi,
okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra
arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene
karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona
ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.
Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde
hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir
şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu
çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz
onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte
izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama
hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın
kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç
unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra
daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana
düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna,
onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu..
Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor,
delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an
dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli
tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama
uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir
hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine
korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın
koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine..
Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin
üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç
adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz.
Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi
arayacak.."
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde
onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de
Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse
bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş
dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en
yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı
seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında
bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa
gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti
delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz
da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu
delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime
konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın"
demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek
istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire
rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek
istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o
dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için..
Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye
kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört
satırını okurken..
"Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar...
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin
önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları
yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine
inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet,
çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir
şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak
iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin,
ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.
Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok
hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında
başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı
kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul
yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun
sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce,
haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi
bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi..
Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla
bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye
bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir
antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza
verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir
kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar
geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni
arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık
hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye
çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından
sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk
dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala
düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da
beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı
ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin
kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti
yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir
delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü
gitmişti acaba?
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!... Yazar : Hıncal Uluç
|
Yorumlar |
demet
hayatımda duyduğum en güzel ve en acı aşk hikayesi çok güzel yazılmış keşke herkes Hıncal Uluc gibi hayatındaki aşkları yazsa eskide yenide olsa


|
|