|
|
 |
Okunma |
|
415 |
Facebookta Paylaş

Kimlere
emanet etmek istiyoruz hayatımızı? Birine aşık olduğumuzda, aslında tam
olarak ne ve kim olduklarını anlamadan, nasıl bir ömrü emanet etmeyi
göze alabiliyoruz? Sevginin
açlığı sarınca bedenimizi, biraz şımartılmak isteyince ruhumuz,
kalbimiz birine kanmak isteyince, başka bir yüreğin içine saklanıp bu
dünyadan uzaklaşma özlemi çöreklenince; karşımıza çıkan ilk ışığa bir
değer katıyoruz. Var
ediyoruz yok olanı, olmayanı olduruyoruz. Sıfatlar yüklüyoruz
karşımızdakinin haberi olmadan, kimseye söylemediğimiz hayaller
kuruyoruz. Birine,
hiç de layık olmadığı değerler veriyoruz. Üstelik onların böyle bir
talebi olup olmadığını bilmeden! Senaryoyu biz yazıp, filmi biz çekip,
oyunculuğunu da biz üstleniyoruz. Aslında
ihtiyacımız olan şeyi unutup, kurduğumuz binayı süslemeye başlıyoruz.
Bir evi dekore eder gibi, farklı renklerle boyuyoruz; perdeler,
yastıklarla şenlendiriyoruz. İyi de, deprem olunca ne olacak? Bu binanın
temeli sağlam değil ki! Üstelik ihtiyacımız olan şey bina da değildi!
Bütün bunları yaparken, asıl olanı, yani sevgiye olan ihtiyacımızın
doyurulması gerektiğini unutuyoruz. İnandırıyoruz
kalbimizi, kendi kurduğumuz hayale. Aklımız arada bir ikaz ediyor bizi,
sesini duymamayı tercih ediyoruz. Çünkü elimizde –mış gibi yaptığımız,
aşk sandığımız, bizimle ilişkisi olan biri oluyor.Bütün bunlar yetmiyor;
bir de hayatımızın merkezine oturtuyoruz o birlikteliği. Her şeyimizi
ona göre ayarlıyoruz. Gereksizce fedakar, istenilmediği kadar verici,
fazlaca cömert oluyoruz. Hepsinin
üstüne beklentilerimiz geliyor. Kendi inşa ettiğimiz binanın
niteliklerinden şikayet ediyoruz. İsteklerimizi tam olarak
karşılamadığından yakınıyoruz. Sonunda
beklenen oluyor! Hayal kırıklıkları, can acısı gelip çalıyor kapımızı.
Kalbimizde bir yara daha açılıyor. Bağırıyoruz ardından, neden öyle
olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Cevabını bulamıyoruz. Biraz
zaman geçiyor. Külleniyor içimizin ateşi, sakinleşip alışıyoruz. Hayat
eski haline dönüyor. Sevginin açlığı yine sarıyor bedenimizi. Tam da o
zaman, biriyle çarpışıyor yollarımız. Ve sil baştan, yeniden aynı
oyunları oynuyoruz, bir oyunun içinde olduğumuzu bilmeden. Biz aşkı kime
emanet ediyoruz? Candan Ünal
|